KUZGUN, CADILARI ve ONLARIN GÖLGESİ ÜZERİNE

"...

Fakat tam bu sırada başka bir duygu beni kapladı, kirpiklerimin arasından bakınca sanki kara bir bluluda sarılmış gibi öfkeli ve karanlık bir yüzle bana doğru yaklaşan Kontu gördüm. Kuvvetli eliyle üstüme eğilmiş olan kızın beyaz, narin boynunundan yakaladı. Bu engel karşısında yüzü korkunç bir öfke gösteren bu nazik vücudu arkaya doğru tüy gibi fırlatıverdi. Sonra üçüne birden, geriye çekilmelerini emredercesine elini salladı; bu, şatoya geldiğim gece kurtlara verilen emrin aynı idi! Kont yılan ıslığına benzeyen çirkin bir sesle:

- Nasıl cesaret ediyorsunuz; dedi. Nasıl cesaret edipte bana ait olan bir adama dokunuyorsunuz? Ben size dokunmayın demedim mi?

Sonra daha sakin ve uysal bir ses tonuyla ilâve etti:

- Kızmayınız, sizin vaktiniz de gelecek; siz de öpersiniz. Yalnız benim işim olup bitsin, şimdi gidiniz; çünkü ona yaptıracak işlerim var...

Bunun üzerine kızlardan biri Kontun geldiği zaman yere atmış olduğu ve içinde canlı bir şey varmış gibi hareket eden bir büyücek torbayı gösterek:

- O halde bize bu gece bundan başka bir şey yok mu? Dedi.

Kont evet anlamında başını eğdi; kızlardan biri kudurmuş bir sırtlan hırsı ile torbanın üzerine atıldı ve onu açtı. Eğer kulaklarım yanılmadı ise torbanın içinden küçük bir çocuk iniltisi işittim...."

DRAKULA İSTANBUL'DA - Ali Rıza SEYFİ -- 1953 Drakula İstanbul'da filminin senaryosu ve kitap...

Ne kadar korkunç öyle değil mi sevgili ziyaretçimiz? Okuduğunuz, vakit ayırdığınız bu satırlar ne kadar boş, ham ve anlamsız duruyorlar sizin korku ve fanzin sever (Gölge'yi ziyaret etmek için belki de ön şart bu olmalı) gözlerinizde. Hiçbirisi size bir görüntü veremiyor yukarıdaki cümlelerin; ama merak etmeyin, çünkü bu çok uzun sürmeyecek...

Çünkü sizler yakında benim gibi bunun en iyi örneklerden biri olduğunu ve yazıldığı zaman için çok başarılı durduğunu anlayacak ve (dilerim ki Gölge sayesinde) belirli bir düzeyde fanzin okuru olacaksınız. Böylesi kitaplar yatağınızın altına atılmış ve her bulunuşunda tekrar tekrar okunabilir olacak bundan sonra...

Nedeni gayet basit, çünkü Gölge yayına başladı....

Öncelikle belirtmeliyim ki Gölge tüm diğer örnekleri gibi bir Fanzin olmasının yanında KESİNLİKLE bir ÖYKÜNME, YETİŞTİRME ve başka bir KAYNAKTAN BESLEME bir yayın değildir!

Biz burada bambaşka bir şeyin peşinde ve o şeyin gelişimi derdindeyiz:

Sivrilmek, ustalaşmak ve bunları yayınlayabilmek...

Konseptimiz sonraki sayılar da daha da belirginleşeceği üzere KORKU, GERİLİM, DELİLİK (pyscho kelimesinin en uygun dönüşümünün bu olduğu kanaatindeyim) üzerine öyküler yazmak, yayınlamak, bu türlerin gelişimine kendi bünyemiz ve çevremize etki suretiyle yardımcı olmaktır.

Biz burada GÜNLÜK, DENEME, MAKALE yayınlamayacağız; üzgünüz bunlar bizi ilgilendirmiyor... Kurgusu olmayan yada kurgusu çokca yaşanmış duran yazıları (buna cadılarımı iyi tanıdığım öncelikle bendeniz, cadılarımda beni yeterince tanıdıkları için yerine göre onlar, karar verecek) Gölge içerisinde, çöp sepetinden başka bir yerde göremeyeceksiniz...

Bu aynı zamanda bazen çokca yayınlamak istesem bile Mezarlık Günlüğü burada olmayacak demek...

Her ne kadar Gölge'de öyküleri yayınlanan yazarlar olarak şu anda aramıza başka bir yada daha fazla yazar daha almayı düşünmesek de bir sonraki ay Göçmen adında bir bölümde beğendiğimiz, takdir ettiğimiz yazar ve öyküleri yayınlamayı planlıyoruz.

Gölge'nin şimdilik yayın periyodu olarak 1 Ay'ı uygun gördük. Online bir yayın olmanın yararı olarak ay içerisinde yeni yazılar eklenebilir yada çıkarılabileceği için Gölge'yi takip etmenizi öneririz.

KARA Kitap ibaresini sağda solda göreceksiniz. Bu nedir şeklinde seslendireceğiniz soruya baştan cevap vereyim. Orası bizim Konuk Defterimiz. Dergimiz ile ilgili her türlü görüşünüzü orada cesurca yazabilirsiniz. Ama biz de aynı şekil de "çok b.ktan ve küfürlü" (aynı bunun gibi) bir şeyle karşılaşırsak silmek zorunda kalabiliriz.

Gölge sizi selamlıyor sevgili konuğumuz.... Kuzgun'un gölgesine ve Cadılarının kararmış kazanlarının ülkesine hoşgeldiniz.

ve son olarak Cadıların o insanı çıldırtan antik "sirenleri" kulağınızda olsun....

 

Galip
Bay KUZGUN