GÖLGE #10 SALGIN
"kaçabileceğini mi sanmıştın?"

İnsanoğlu, muhtemelen toplu halde yaşamaya başladığından beri çeşitli salgınların kurbanı oldu. Önceleri tıbbi bir niteleme olan ve duyulduğunda ölümü çağrıştıran salgın, günümüzde her şey için yaşanıyor histeri halinde. Korku salgını, depresyon salgını, moda salgını, internet salgını, Lost salgını... Bütün bunların ötesinde kafalara takılması muhtemel ilk soru şu olabilir mi; insan bir salgın hastalık mıdır bu dünya üzerinde? En kaçındığımız şey aslında özümüz olan şey midir? Yakıp yıkan, parçalayan, değiştiren ve kendi hastalıklı zihnine göre yeniden biçimlendiren küçük varlıklar olarak, bir salgın sayılmamamız için herhangi bir sebep var mı?

İşte biz de böyle fikir salgınları içerisinde boğulurken, fazla su yuttuğumuzu fark ettik. Malesef bu durum ağırlaştırdı bedenimizi, kıyıya varışımız bu gibi sebeplerden dolayı biraz uzun oldu. Bir dahaki sefere can yeleklerimizi yanımızdan ayırmamaya karar vererek tekrardan dönüyoruz vahşi denize, fakat ondan önce diplerde bulduğumuz incimizi size takdim etmek istiyoruz.

Öncelikle Gölge'nin 10. sayısının önsözünü yazmanın benim için bir gurur olduğunu belirterek başlamalıyım. Çok beklettik fakat karşılığında 10 tane hastalıklı "Salgın" öyküsü sunarak kendimizi affettirebileceğimize inanıyoruz. Geçen sayıda başlattığımız "Nevta" bölümümüz bu sayıda oldukça canlı, güzel yazıları için öykü yollayan arkadaşlara teşekkür ediyoruz.

Maskenizi takın ve beni izleyin. Fazla ses çıkarmamaya da özen gösterin...

"kanında akandan ne kadar uzağa kaçabilirsin ki?"

Vuslat Taş

BU SAYIDA GÖLGE'DE!
GENÇ DÜNYA / Işın Beril Tetik
" Koyu mor bir pelerine bürünmüş gibi süslü gecenin, dolunaydan bir broşla şenlenmiş sinesinde atılan tiz çığlık, en tekinsiz köşede sinmiş bekleyen şeytanın bile tüylerini diken diken edebilirdi. İçinde katıksız acıyı, deliliğin eşiğinde bir inanmazlığı ve sonsuzluk karşısında ancak hissedilebilecek bir umutsuzluğu barındırıyordu. "
KAN MEŞALELERİ / Işın Beril Tetik
Uzun zamandır kendini yorgun hissediyordu. Sebebi yaşı değildi. Hayır, insan yirmi sekiz yaşında kendini yaşlı ve yorgun hissedemezdi öyle değil mi? Onun yorgunluğu gördüklerinden ve yaşadıklarından dolayıydı. İki hafta önce hayata bambaşka gözlerle bakıyordu, şimdi ise korkuyordu. Tanrının var olması gibi bir olasılık onun tüylerini diken diken ediyordu.
SAKA İLE BÜLBÜL / Işın Beril Tetik
" Doğduğumdan beri oturduğum eski evimin uzun koridorunu pek çok kez koşarak geçmişimdir. Bu neredeyse benim için garip bir ayin halini almış tuhaf bir alışkanlıktır. Yatak odasına giderken, o uzun koridorda bir şeylerin beni yakalayabileceğini düşünür ve özellikle evde kimsecikler yokken son hız koşarım. Bu yaşımda bile. Yaşın kaç derseniz o konuya girmeyelim, bir hanımefendi her yaşta gençtir, unutmayınız. "
KIZIL ALTIN / Koray Günyaşar
İşte Purga, kendi gözlerini ölümünkilerden zorlukla ayırırken, telaşlı ama umut dolu pusuları, düşman ordularınca "tehlikeli bir çocuksuluk" olarak nitelendirilmiş ve kırılıvermişti. Savaşın uzaması daha çok kayıp vermek demekti ve Purga bunu bilecek kadar çok savaş görmüştü. Yaşlanmaya yüz tutmuş çehresini gittikçe daha zor duruma düşen süvarilere çevirdi ve olanca gücüyle bağırdı: "Geri çekilin!"
TUZAK / Ali Kamil Yeniay
Kilise'nin sadık evladı, Kudüs'e ilk giren şövalyelerden biri kâfirlik suçundan yakılacaktı. Ciğerlerinde yeterince hava toplayabilse gülecekti ama sadece kısa ve kuru bir öksürük çıktı ağzından. Gözleri yavaşça üzerindeki beyaz örtüde gezdi, yer yer kanla lekeli bu örtü ona geçmişi hatırlattı.
GAVUR / Galip Dursun
Oynadıkları garip bir oyundu. Ne tavlaya benziyordu ne de başka bir şeye. Zarlar farklıydı; pullar ise sadece renkleri ile benzeşiyordu bildik oyun takımına. Gâvur'un dünyanın sonundan evvel bilmediği bu oyunda hep manavı yeniyor olması bir tuhaftı. Tavlaya savurduğu zarların hep gereken gibi gelmesi de öyle. Manavın sıkıntı dolu ve bazen de sinirli bakışları arasında Gâvur galibiyetini ilan etti.
KEMANIYLA O KADAR İYİYDİ Kİ / Demokan Atasoy
" Kemanıyla o kadar iyiydi ki, melodileriyle sadece çevresindekileri değil, telleri de ağlatabilirdi. Buna şahit olduğum zaman, sihre inancımı yitireli çok olmuştu. Bu her birinizde olduğu gibi - ki hepinizin "Yoo, yo ben değil. Ben hala sihre inanıyorum" iç seslerinizi yanımdaymışçasına net duyabiliyorum - çok kolay, acısız ve hızlı bir andı. Anılarımızda yer edemeyecek kadar hızlı. "
AHMER / Nilay Toğrul
" Hafızamın görüntüsüyle sunduğu ilk evimize kadar uzanıyor toprakla burun buruna zeminlere duyduğum yakınlık. Büyüdüğüm, gördüğüm ve daha doğmadan ruhumla öldüğüm ev, yerin üstünde gibi görünse de neredeye bir katman altındaydı. Babam, evimizi güçlükle yapmıştı. Ayaklarının altına koyduğu sandalyeyle ne kadar yükselebildiyse yerden, o kadar yükselmişti duvarlarımız ve bir türlü uzamayan boyum tavana değecek gibi değildi henüz."
KÜNYE
SAYI :
10 // SALGIN - ARALIK 2007
GöLGE #10 salgın
korku ve gerilim öyküleri
MMIII-MMVII