|
Kan rengi atımın üzerinde ben
İlk kez bu karanlık küreye indiğimde
Her yeri çamur ve pis kokulu balçık içinde
Bazı yaratıkları toprağımsı kütleler üzerinde yürürken,
Bazılarını ağaçlara asılıp tutunurken buldum.
Ve kocaman açılmış gözleri karanlıkta görmeye çalışırken
Üzerlerinden belli belirsiz bir rüzgar gibi hızla geçip gittim.
Henüz unutmamışken hükmetmenin tadını
Bu nefes alan karanlık kürecikte
Üzerinde kızıl bayrağımı çıldırmış bir doğanın rüzgarları gibi estireceğim
Gönüllerine sızlayan bir yara gibi hükmümü indireceğim,
Kanunlarımı ana-baba sözü gibi, tanrı sözü gibi belleteceğim
Akıllı ve sabırlı, çalışkan ve azimli
Ve ölümüne itaatkar soylar aradım.
Ama ah, dil bilmeyen insanların yurduna düşmüşüm!
Bu benim ilk düşüşüm!
Hayal kırıklığı bir yangın gibi gözlerimden gelip geçti!
Göklerinde gezinen kara ve kandan felaketi anlamayan,
Suratları değişik, gözleri tuhaf bakan aptal insanların
Ve bunların düşmanları olan o küme küme azan cinlerin
Soyları kurumakta olan hayaletlerin, hayvan leşlerini şurup gibi emen ruhların,
Çamurla ve kendi pislikleriyle beslenen, bakışları taş kesen korkunç yaratıkların
Bunların hepsinin birbirine geçmiş olduğu geniş ve tek ülkenin üzerinden
Huzursuzca, çatık kaşla ve hayal kırıklığıyla geçip gittim.
Bir felaket getireceğini bildiğim sesimi patlatmamaya çalışarak -
Ah! Ne büyük bir tuzağa düşmüşüm!
Henüz unutmamışken hükmetmenin tadını
Bu nefes alan karanlık kürecikte -
Bütün fetih düşlerimi kanlı yaşlarla birlikte atımın nalları altına gömdüm.
Sabah yıldızı henüz göğü süslememişken
Hükmetmeye değecek bir halk bulamayan ben
Asamın topuzuyla bir dağda
Bana bu cahil ve zararlı halklardan sığınak olacak
Derin bir mağara açtım
Ve kendi üstümü ve atımın üstünü taşlarla örtüp
Kimsenin saymadığı yıllar boyunca
Atımın nefeslerini saydım.
Uyanıklık göz kapaklarımı kaldırınca
Hiç değişmemiş ve pek dinlenmiş olan ben
Üzerimdeki taşları kum taneleri gibi silkeledim
Ve bu kürecik üzerindeki en asil varlık olduğunu düşündüğüm atımı
Altın kancalarla dizginleyip sağ elime kılıcımı, sol elime asamı aldım
Ve bir yudum suya koşan ciğeri yanık hayvanın hevesiyle
Hükmümü acilen sel yapıp akıtmak için mağaranın karanlığından çıktım.
Atımın sırtını bacaklarımın arasına aldım
Ve sabah yıldızına doğru usul usul göğü yırttım
Güneş açtı ve yıldızlar eski mevkilerine düştüler,
Ben ise yeni tahtım üzerinde kuşların gökte uçtuğu gibi süzüldüm
Mavi göğü boydan boya kızıla boyadı hükmüm
Ruhlara ıstırap veren çığlıklar attım,
Ama aslında neredeyse bir yarasa kadar kördüm.
Çünkü düşmanca bakan kuşadamlar, dev yarasalar, gezgin ruhlar
Atımın etrafını bir kurt sürüsü marifetiyle sardılar.
Hiddetten bir belaya dönüşmüş olan ben
Asamı bu densiz canların tepesine demirden bir dağ gibi indirirken
Kırılan kuyu karası kanatlarıyla onlar çok çaresizdi.
Yerlere dökülmüş, sürünen ruhlar insaf dilerken
Nefretli üfürüğüm ve yangınlı gözlerim yüzünden
Tüm soyların isyancı tavırları kesildi.
Altımdaki kara toprak parçasını kabristana çevirdim
Soysuz, akılsız hayvansılara hükmedemezdim.
Tüm kurbağa derililer, köpek suratlılar,
Çamur yiyen, kemik yalayan cinler ve ruhlar, ruhlar ve hep ruhlar...
Bunları bir ses, boğazımdan gelen felaket yakaladı,
Dünya artık cehennem, bir katliam alanıydı.
Kan rengi atımın nalları
Milletlerin üzerinde şimşek gibi çakarken
Ben kılıcım çektim ve
Eğilmeyen boyunların meyvesini topladım.
Atımın yüce zirvesi üzerinde
Onların ulaşamayacakları kadar yüksektim ben
Ama kızgın ve kırılmış insan halkı
Bana bir nefes duyumu uzaklıktaydı,
Kokularını bile duyabiliyordum
Onların karışmış yüzlerini görebiliyordum!
Sonra başka ve daha başka
Uzak ve daha uzak
Cansız, insansız toprakların
Balıklı göllerin,
Cin bürümüş suların,
Dere, deniz ve okyanusların
Yağmur görmemiş çorak alanların üzerinden
Milletlerin - evet milletlerin üzerinden
Garip töreli insanların
Bakire kızların, fırıncı erkeklerin, satıcı kadınların
Beni tanrı sanan çocukların
Beni şeytan bilen rahiplerin
Hayvanların, karıncaların
Köpek leşlerinin
Ben gelmeden çok önce ölmüşlerin
Toprak üstüne çıkmış kemiklerinin üzerinden
Alelade bir insanın görebileceği
Ve - ancak ve ancak -
Bir insandan çok fazlası olan bir hükümdarın görebileceği,
Küçükten küçük,
En küçüğü bile güldürecek kadar küçük
Neredeyse görünmez
Hatta küçük değil ama cisimsiz
Mesela ruhların, ölmüşlerin ruhlarının
İnsanların varlığından habersiz olduğu
Çeşitli cin ve hayaletlerin
Ve tüm tekinsiz yaratıkların üzerinden...
Atımın kızıl gölgesiyle geçtim
Ve geçtiğim her yerde kandan izimi bıraktım.
Dedim ki:
"Bu benim kanımdır, bunu içeceksiniz!
Bu bayrağımdır! Namusumdur!
Ruhumun ve atımın rengidir!
Saygı göstereceksiniz!
Yoksa,
Saygı göstermek istemeyenin üzerinden
Yüce dağların birbirini ezmesi gibi geçeceğim
Sizi göğün tüm şimşeklerinin ayakları altına,
Tüm büyücü karıların nazarlı bakışları altına alacağım...
Sizi toprağa gömmeyeceğim ama
Ruhu burun deliklerinden yavaş yavaş çekilmiş bedeninizi
Odun üstüne odun atarak bizzat ben yakacağım
Ve küllerinizi gökyüzüne gömeceğim!
Namusuma, rengime, bıraktığım kızıl ize
Saygısızca bakanın nazarlı gözlerini
Yangına verdiğim ağaç gövdeleriyle deleceğim
Onları akrep zehrini şifa niyetine içmeye razı olana kadar
Türlü işkencelere tutacağım.
"Kanunlarım!
Kanunlarımı çiğneyenin üzerine,
Karınca yuvalarını ayağınla bozan adam edasıyla değil
Dağları ayağı altına alıp ezen bir Tanrı edasıyla
Yangına tutulmuş bir aslanın çığlıklarıyla
Gümbürdeyen göklerin karası, kapkara bir suratla,
Baştan aşağı zalimlik ve ıstırap kesilerek hükmümü indireceğim.
"Şu asamın tokmağına yemin olsun ki,
Istırabım korkunç bile olmayacak
Çünkü kendimi kaybetmiş, adımın ... olduğunu bile unutmuş olacağım
Adımı seslenip af dileseniz bile sizi duymayacağım!
Sağır ve vicdansız kesileceğim!
"Sabah yıldızının değişen yerine yemin ederim ki,
Kanunumu çiğnemeyeni, bayrağıma saygıyla bakanı
Adıma küfretmeyeni, benim adımla çalışıp didineni serbest bırakacağım.
Evet onları serbest bırakacağım ki çalışsınlar, eksinler
Ürünlerini kendi yararlarına ve geniş ülkemin yararına kullansınlar.
Ben zalim olmayana zalim değilim
Sizin bana yapacağınız isyan, kendi ıstırabınızdır.
Ben seçimlerinizden mesul değilim,
Yalnızca sonunuzdan mesulüm."
Bana zalim diyenler şerefime tanık oldu
Verdiğim sözü tuttum ve merhamet ettim
Ancak çalışana, saygı gösterene, isyan etmeyene.
Çalışmayan, ürününü paylaşmayan, saygısız ve isyancılara
Verdiği sözü tutan bir hükümdar olduğumu kanıtladım.
Halkımı çoğalttım,
Bahara tutulmuş dağlar üzerinden aştım
Üzerinde mavi buz dağlarından başka bir süsü olmayan sulu diyarları,
Her şeyin su olduğu katran rengi sırlı su kütlelerini geçtim.
Yanardağların tükürükleriyle bereketlenmiş ormanlık alanlara
Cıvık toprakların yerleri, kemer kemer gökkuşaklarının gökleri süslediği
Başka tuhaf töreli insanların ülkesine vardım.
Bunları da ölüm kadar kesin ve ciddi kanunlarımla kendime bağladım.
Ve yine dinlenmeden devam ettim.
Atımı ciğeri yettiği kadar zorladım
Sabah yıldızının ışıltılı yüzüne doğru
Her sabah yola çıktım
Ve hava, yolumu ancak kılıcımın ışığıyla bulabileceğim kadar karardığında
Tekinsiz gölgelerle perdelenmişim deyip geçtim,
Ve atımın gözleri yıldızların ışığında ağlayan dağları bile göremez olduğunda
Birazdan geçer diye geçiştirdim
Atımın kızıl tüyleri ışık değil kan saçmaya başladığında durdum
Dinlensin diye atımın üzerinden indim
Ve ben de onun gibi yerlere serilip
Uykuya benzemeyen dinlememe daldım,
Yıldızları gözlerimle tertipleyip ertesi günün planlarını yaptım.
Ve sabah atım yine benden önce kalktı
O azametiyle, insansı asilliğiyle ayaklandı.
Tüm ülkeleri ve halkları tek başına fetheden ben
Nasıl insandan yıldızlar kadar ötedeysem,
Benim atım da hayvandan ileri,
O kutsal yüzlü insanoğlu kadar olmasa da,
Azimli ve zekiydi.
Asamı ve kılıcımı atımın kızıl kanatlarına astım
Ve bir ateş topu ya da daha felaketli bir şey gibi göğe yükseldim.
Gökte yıldızlar "güneş geliyor!" diye kaçışırken
Ben sabah yıldızının güneş parçası yüzüne doğru
Sakin ve derin bir aşkla,
Fethedilecek diğer ülkelere ya da yalnızca bu davetkar nura
Atımı bir aşık, bir dilsiz, içi, gönlü dopdolu bir şair edasıyla sürdüm.
Fetihlerim devam ettikçe hükmümü tek yumrukla indirdim
Cezamı bir üfürükle üfledim, düzenimi asamın topuzunun korkusuyla bellettim.
Ve korku itaati, korku saygıyı ve sözden caymamayı getirdi.
Atımın nalları kentler ve köyler,
Sapık mimarili şehirler, yıkık medeniyetler
Kendini beslemekten aciz kabileler,
Göklere kadar kat kat kütüphane çıkmış uygar medeniyetler,
Demirden adamların kurduğu medeniyetler,
Demir-insan adamların kurduğu medeniyetler üzerinde çaktı.
Ve artık her yer benimdi. |