Kırık dökük "Düş"lerimizin peşinden koşmaktansa,
yeniden var olabilmek için "Diriliş"i gerçekleştirmeye karar
verdiğimiz bir sayıyla karşınızdayız. İnandık ki; maktûle zamanın içinde
yok olmak değil de, kayıplarının hesabını sormak yakışırdı. Bunun için
geri döndük. Özetle; paranoyalarımızla bölündük, bir başkasını katlederek
içimizdekini büyüttük, gömüldüğümüz mezardan toprağımız kurumadan ayrıldık,
bir şekilde kaybolduğumuz yerden hayata yeniden karıştık.
"Bir ay sonra yeniden buluşmak üzere" derken,
irtibat kurduğumuz bazı okuyuculardan gelen özel ilgi bizi daha iyi
bir ürün çıkarmaya zorladığından, bu bir aylık süreyi elimizde olmaksızın
uzattık. "Bundan böyle kırk beş günde bir" de diyecek olsak,
bize güven olmaz; onun için ara sıra ortalığı kolaçan etmeyi ihmal etmeyin.
Bay Kuzgun'la yolumuza kaldığımız yerden devam ederken,
bu sayıdan itibaren "GÖÇMEN"
isimli köşemizi de, ilk konuklarımız Yiğit Değer Bengi ve Murat Özsaltık'ın
öyküleriyle ile yayına sokuyoruz.
Bir önceki sayıda da belirttiğimiz üzere "GÖLGE"nin
amacı yazar yetiştirmek olmadığı gibi, "GÖLGE" yazarları herhangi
bir kaynağa da bağlı değildir. Ancak amaç yol kat etmek olduğunda, sizlerin
görüşlerinin bizler için büyük önem taşıdığı da unutulmamalı. Görüşleriniz,
eleştirileriniz bizim için önemli olduğundan, tüm bunları e-posta kutularımızda
ya da "Kara Kitap"ımızda görmeyi bekliyoruz. "Kara Kitap"
demişken, aklıma takılan bir şey var ki, parmak basmadan geçemeyeceğim.
Beklediğimiz gibi ilk sayımızın yayına girmesiyle beraber bazı "ufak"
insanların "ufak" saldırılarına maruz kaldık; bunları başka
gözlere yansıtmadan ortadan kaldırırken fark ettik ki, bu gibi durumlar
bizi güldürmekten ve bize çalışma şevki kazandırmaktan başka bir işe
yaramıyor. Dolayısıyla, bu arkadaş ya da arkadaşlara özel olarak teşekkür
etme, bunu da burada belirtme ihtiyacı duydum.
Kuzgunuyla, cadısıyla, göçmenleriyle satırların arasından
lanetimizi üzerinize yağdırırken "Gölgemize"
sığının!
Şevval "CÂDÛ"
ATEŞ