Sırası gelmişti; 3. sayımızın yayınlanmaya başladığı şu günlerde Masal'ları Masal Anlatıcıların ellerindeki kalın kitaplardan ve kurumuş dillerinden çalıp muzipce Adi Kurmaca'nın şehirlerine, korkunun bilinmez ormanlarına ve gerilimin dipsiz uçurumlarına gömdük.

Fabl'ların sevimli yaratıklarını nasırlı parmak uçlarımızla sevip yeni nesil Got-Punk vampirlerin, anlaşılamamış Cadûların ibret vermekten uzak öykülerini anlattık. Nefesimizin yettiğince onların huzur bozucu davetlerini kabul edip gittik, gördük ve yazdık.

ÖYKÜLER

Cem yutkundu. "Daha çok ‘şey’ e benziyorlardı!" dedi.

Dönüp Cem’in bulanmış zihnini çok iyi ifade eden suratına baktım. "Et ve Kan?" dedim. İstemdışı, küçük bir kahkaha attıktan sonra devam ettim. "Tanrıların yiyecekleri kullarından yapılır Cemil Yanık!"

Buğra sözümü tamamladı; "VIP salonunda ucuz havyar olmasını beklemiyordun değil mi?"

Evin etrafında bir tur döndükten sonra içeri açılan kapıya ulaşmıştım. Ardına kadar açık kapıdan dışarı solgun bir ışık süzülüyordu. Tedirginliğimi gizlemeye gerek duymaksızın bakışlarımı içeri doğrulttum. İçeride bir köşede dizlerini karnına çekmiş oturuyordu.

Varlığımı hissedince başını dizleri arasından kaldırarak tek gözündeki parıltıyla yüzüme baktı. Ağzı açıldı. Gülümsemeye çalışırken yarayla kaplı dudakları arasından kimi çürük, kimi kırık dişleri göründü...

"Dinle Levi," dedi üstüne bir çeki düzen vermeye çalışırken. "Daha önce hiç kızıl kanatlı kuzgun görmemiş olabilirsin; ama seni temin ederim ki daha önce şimdi anlatacağım tarzda bir hikayede duymadın... Sadece sen görmedin ya da duymadın diye bir şeyin var olmaması mümkün müdür?"

Gülümsedi...

Ve sonra, ömrümde ilk defa, Güne Davet ve Sekiz Cennet’in öyküsünü öğrendim.

Bölüm I

Kabl-el Mevt (Ölümden Evvel)

Uzun yıllardan beri ilk defa bir haziran akşamında havalar bu kadar sıcaktı. Ağaçlarda yaprak kımıldamıyor, dense yeriydi hani. Bir huzursuzluk, bir ağırlık vardı insanların üzerinde. Geceyi sabaha bağlayan saatlere rağmen büyükler evlerinin bahçelerinde, balkonlarında oturmuş soğuk içeceklerini yudumlayıp sigaralarını tüttürüyor, çocuklarsa uykunun kollarında gezinirken huzursuzlukla bir sağa bir sola dönüyordu. 

göLge'den

İlk sayımızda L.R.'nun vampirlerini, Gothic Dracula'sını, bir yağlı boya tablodan gökyüzünü ve selvi ağaçlarını konuk ettik kapağımıza sonra el çizimi mezar taşlarımızı ve Ay'ın parıldayan yüzündeki sinsi ölümü resmettik (olmayan yeteneğimizin) el verdiğince.

İsimsiz ve sevimsiz Semenderimizin Shervane'in (Arthur C. Clark) Dünya'nın sonundaki metamorfotik duvarındaki sonsuz dönüşüne, (Cehennem'in tek azâbı, günahkarların en büyük korkusu) sonsuz devinimine, sonsuz dirilişine Bir Düşü izleyen masum çocuklar gibi tanıklık edip altına kızıl el yazımızla imzamızı attık: GöLge...

Birkaç kurmaca yazarı özgünlük iddiasıyla bir araya gelerek periyotlu bir öykü dergisi yayınlıyorlar. Her sayıda yeni bir kavram işleniyor, her sayıda yeni öyküler hazırlanıyor.

Amaçlanan, okuyuculara olduğu kadar yazın sürecinin ve yazarın da kendisine bir şeyler katmak.

Bunun dışında Gölge'nin tek isteği Karanlık ve Güzel olanın birleştiğinde ortaya çıkana isim bulmak...

Kötü sözler fısıldayan iyi kalpli çöl ifritleri ve korkulası Hayal Hanımı'na dair...

Onların GöLge'si, onların düşü, onların dirilişi...

Şimdi sıra onların kendi masallarını dinlemekte...

 

 
© MMIII - göLge / kan güncesi